18 Kasım 2014 Salı

sosyal anksiyete bozukluğu



Bu hafta sizlere halk arasında sosyal fobi olarak nitelendirilen sosyal anksiyete bozukluğundan bahsetmek istiyorum.

Sosyal fobi anksiyete bozukluğu dediğimiz kaygı bozuklukları arasında yer alan psikiyatrik bir bozukluktur. Genel olarak fobilerde, kişi fobisi olduğu nesne ile karşı karşıya kaldığında inanılmaz bir kaygı duyar. Bedensel olarak kalp çarpıntısı, nefes darlığı, elde ayakta titreme, yüz kızarması gibi belirtilerin yanında düşünsel olarak fobi yaratan nesneye karşı büyük bir korku geliştirmektedir.

Sosyal fobi de adından da anlaşıldığı üzere kişinin sosyal ortamlarda bu belirttiğimiz bedensel belirtilerle seyreden psikiyatrik bir rahatsızlıktır. Kişi, sosyal bir ortama girdiğinde, yeni biri ile tanıştığında, sunum yapmak istediğinde bu kaygı belirtilerini yaşar. Kalp çarpıntısı, yüzde kızarma, dilde çatallanma, konuşacağı kelimeleri unutma, kendisini dinleyen insanlarla göz teması kuramama gibi bedensel belirtilerin yanında “beni beğenmeyecekler, benimle dalga geçecekler, beni eleştirecekler” gibi düşünceler geliştirir. Bu düşünceler kişinin bedensel kaygı belirtilerini arttırarak bütün anksiyete bozukluklarında oluşan kısır döngüye sokar. Kişi bu bedensel belirtiler ve düşünce yapısından dolayı sosyal ortamlara girmekten çekinir. Sunum gibi zorlayıcı aktivitelerden kaçar. İçine kapanır.

Bu rahatsızlık utangaçlık ile karışmaktadır. Utangaçlık bir hastalık değildir.Bir kişilik özelliğidir. Sosyal fobi hastaların büyük kısmı kişilik olarak utangaç kişiler oldukları düşünülse de daha önce çok sosyal olan insanlar yaşadıkları bir psikolojik travma sonrası sosyal anksiyete bozukluğu hastası olabilmektedirler.

Sosyal anksiyete bozukluğu bir hastalık olduğu için ilaçlarla tedavi edilmelidir. İlaç tedavisinin yanında hastalara bu kaygıya yönelik psikoterapi uygulanması hastalığın tedavisinde çok büyük ilerleme sağlanmasına neden olur.


Sizin ya da sevdiklerinizin bu tür sosyal kaygılar yaşadığını düşünüyorsanız hiç beklemeden bir psikiyatri uzmanına başvurun.  

13 Kasım 2014 Perşembe

DEPRESYON

Depresyon, toplumda en sık görülen psikiyatrik rahatsızların başında gelmektedir. Her yıl milyonlarca insan depresyonun verdiği iş gücü kaybı ve yeti yitimi ile mücadele etmekte, depresyonun sebep olduğu hayat kalitesindeki düşüşten dolayı sıkıntı duymaktadırlar.
Depresyon toplumda kadınlarda erkeklere nazaran 8 kat daha fazla görülmektedir. Bunun sebeplerinden biri hormonal yapının depresyonu etkilemesi ve erkeklerin daha az tedavi arayışında olmaları olarak da açıklanabilmektedir.
Depresyon bir üzüntü ya da mutsuzluk değildir. Bir psikiyatrik hastalıktır. Her üzüntü depresyon olmadığı gibi, depresyon rahatsızlığı ilaçlarla tedavi edilmesi gereken bir durumdur.  Kişilerin yaşadığı sıkıntı veren durumlar sonucunda beyindeki nöronlar dediğimiz hücreler arasında bazı sıvı değişiklikleri olur. Bu sıvı ve hormon değişikleri sonrası insanlar kendisini mutsuz ve halsiz hisseder. Uyku fazlalığı ya da uykusuzluk görülebilir. Aynı şekilde iştah artışı ya da iştahsızlık meydana gelebilir. Hastalar hayattan zevk alamaz. Daha önce zevk aldığı aktivitelerden zevk almamaya başlarlar. Yüzlerinde üzgün bir ifade vardır. Hareketlerde yavaşlama meydana gelir. Konuşma miktarı azalır. Hastalarda sürekli bir ağlama hissi olur. İntihar düşüncesi ya da girişimi olabilir. Hastalar evden bile dışarıya çıkmak istemedikleri için iş gücü kaybına sebep olur.
Depresyon için illa başlatıcı bir olay gerekmez. Genetik sebeplerden dolayı bazı insanlar depresyona diğer kişilere göre daha kolay yakalanabilmektedir. Bir insanın bir kez depresyon geçirmesi diğer geçireceği depresyon atakları için sebep olabilir.
Depresyon tedavisinin ana teması antidepresan dediğimiz ilaçlardır. Nasıl ki midemiz ağrıdında ya da bronşit olduğumuzda ilaç tedavisi alıyorsak, depresyon için de ilaç kullanılması zorunludur. Bunun yanında depresif hastaya uygulanacak psikoterapiler de hastanın iyileşme sürecini hızlandırmaktadır.
Siz de ya da yakınınızda depresyon belirtileri gördüğünüzde hemen en yakın psikiyatri uzmanına başvurun. Depresyon "kafaya takma, üzülme" sözleri ile düzelecek bir durum değildir.
İnsanları hayat kalitesini düşüren ve yeti yitimine sebep olan en önemli rahatsızlıktır.

5 Kasım 2014 Çarşamba

Panik Atak

                                                                     panik atak

Bu hafta sizlere halk dilinde Panik Atak olarak da nitelendirilen Panik Bozukluk rahatsızlığından bahsetmek istiyorum.
Panik Bozukluk, panik ataklarla seyreden ve kişinin yaşadığı bu panik ataklarından dolayı ölüm, bayılma, felç olma, kalp krizi geçirme gibi korkular yaşaması ve bu panik ataklar tekrar edecek diye korku içinde beklemesi olarak da adlandırabileceğimiz bir psikiyatrik hastalıktır.
Bu sebepledir ki şunu rahatlıkla söylersek; panik atak diye bir hastalık yoktur. Hastalığın ismi panik bozukluktur. Panik atak bu hastalıkta görülen bir belirtidir ve sadece bu hastalığa ait değildir. Depresyon, Obsesif Kompulsif Bozukluk, Sosyal Fobi ya da uçak korkusu gibi özgül fobilerde de panik ataklar meydana gelebilir.
Panik atak sırasında vücutta bazı fizyolojik ve gözle görülür değişiklikler olur. Genelde hastada çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi, yer ve zamanı ayırt edememe, göz kararması gibi belirtiler çok sık olarak meydana gelse de, bu belirtiler olmayıp sadece mide bulantısı ve ishalle giden panik atak çeşitleri de bulunmaktadır.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi panik atak bir hastalık değildir. Bazı hastalıKlarda hatta normal zamanlarda bile ortaya çıkabilen vücudun korku tepkisidir. Kişi, panik atak sırasında nedenini bilemediği bir korkuya kapılır ve bu korku neticesinde kaçma hormonu dediğimiz adrenalin hormonu kana bolca salınır. Bu hormanın kalpte çarpıntı yapması, nefes darlığına sebep olması dolayısıyla hasta "kalp krizi geçiriyorum" ya da "boğulup öleceğim" gibi düşüncelere kapılır. Bu düşünceler vücutta korku hormonu olan adrenalin hormonunun salgılanmasını arttırır. Bu sebeple hasta bir kısır döngünün içine girer ve kalp krizi geçiriyorum düşüncesiyle acil servise başvurur.
Panik bozukluk psikiyatrik bir hastalık olması sebebiyle ilaç tedavisi uygulanmalıdır. Kişiler şunu aklından çıkarmaması gerekmektedir. Hiç bir ilaç tedavisi ya da hiç bir psikoterapi bir daha panik atak geçirtmeme garantisi vermez. Bizler korku verici bir olay karşısında ya da bir tehlike altında her zaman panik atak geçirme ve bu korkutucu belirtileri tekrar tekrar yaşama ihtimali olduğunu aklımızdan çıkartmamamız gerekmektedir.
Panik atak hayatın devamı için ön koşullardan biridir. Hayat devam edecekse tehlikelerden kaçmamızı sağlayan panik ataklarla da yaşamayı bilmeli ve asıl hastalığın bu normal fizyolojik tepkiden korkmak olduğunu her zaman hatırlamalıyız.