28 Ekim 2014 Salı

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK

                                                                TAKINTI
Bugün sizlere halk arasında takıntı ve evham hastalığı olarak bilinen Obsesif Kompulsif Bozukluktan bahsetmek istiyorum.
Obsesif Kompulsif Bozukluk ,rahatsız eden bir takım düşüncelerin, insanlar onların saçma olduğunu bilse bile akla gelmesi ve insanların bu düşüncelerden kurtulmak için bir takım davranışlarda bulunduğu psikiyatrik bir hastalıktır.
Bu rahatsız edici düşünceler en olmadık zamanda, insanların kişiliklerine ters bir şekilde ve insanları çok zorlar şekilde gelmektedir.
Düşüncelerin çeşidine göre hastalık değişik sınıflara ayrılmaktadır. En sık gelen düşünce kişinin temiz olmadığı düşüncesidir. Hastanın içine "elin temiz değil, git elini yıka" diye bir düşünce gelir. Hasta elinin temiz olduğunu bilse bile bu düşüncenin verdiği sıkıntıya katlanamaz ve düşüncenin emrettiği doğrultuda elini yıkar. Bu davranışa ise zorlantı(kompülsiyon) denmektedir. Bu kompülsiyon sonucu hasta rahatlar. Bir süre sonra bu düşünce tekrar akla gelir. Hasta kendisini rahatlatmak amacıyla elini yıkamaya devam eder. Hasta yaptığı davranış sonrası bir müddet rahatlasa da yaptığı bu kendisini rahatlatma davranışı düşüncelerin daha da artmasına sebep olur.
Hasta bir süre sonra evden dışarı çıkamaz, Eline hiç bir şeyi tutamaz hatta banyoda saatler geçiren bir kişi olmaya başlar.
Hastalıkla titizliği ayırmak gerekir. Eğer hastanın yaptığı davranışlar kendi hayatını ve çevresinin hayatını sınırlıyor ve artık işkence haline geliyorsa tedavi edilmesi gerekir.
Bir diğer düşünce kontrol düşüncesidir. Hasta evden çıktığında kapıyı kilitlediğini bilse bile aklına "kapı açık kaldı" düşüncesi gelir. Hasta bu düşünce sonrası büyük bir kaygı yaşar ve dönüp kapıyı tekrar kontrol eder. Aynı temizlik obsesyonunda (obsesyon =rahatsız edici düşünce)olduğu gibi bu davranış da hastanın hayatını önüne geçilmez şekilde sınırlamaya başlar.
Halk arasında simetri hastalığı denen hastalıkta aslında bir obsesyon yani takıntı hastalığıdır. Aynı mekanizma ve davranış şekli bu durumda da geçerlidir. Bazı hastalar kaldırım çizgilerine basmadan yürümeye çalışır. Yoldan geçen arabaların plakalarını sayar. Her yaptığı davranışı 3'ün katları şeklinde tekrarlar. İbadet esnasında gelen kötü düşünceler ve hatta küfür düşünceleri de birer obsesyondur.
Örnek verirsek hasta namaz ibadetini gerçekleştirirken aklına dine ve kutsallara küfür içeren düşünceler gelir. Hasta bu düşüncelerden çok rahatsız olarak namaz ibadetinin sayısını arttırmaya başlar. Sürekli tövbe ederek bu düşüncelerden kurtulmaya çalışır. Yaptığı her kurtulma çabası düşüncelerin artmasına vesile olur.
Obsesif kompulsif bozukluk bir kişilik ya da karakter meselesi değildir. Psikiyatrik bir hastalıktır. O yüzden bu hastalıktan muzdarip kişiler acilen bir psikiyatr'a başvurmalı ve ilaç tedavisi ile birlikte psikoterapi görmelidirler.

22 Ekim 2014 Çarşamba

BİR ADSIZ ALKOLİK

                                        BİR ADSIZ ALKOLİK
Bugün sizlere  bir alkol ve madde bağımlısının hikayesinden bahsedeceğim.
  Bahsetmek istediğim kişi şu anda sizlere daha önce bahsettiğim Adsız Alkolikler derneğinde aktif görev aldığı için adsızlığa saygı olarak isim ve yaşadığı yer hakkında bilgi vermeyeceğim. Sadece bu kişinin madde ve alkol ile savaşından, kararlılığından ve diğer bağımlılara örnek olması gereken hayatından biraz bahsedeceğim.
Bu kişinin ismine biz Ahmet diyelim. Ahmet bey 63 yaşında. 3 çocuk sahibi bir iş adamı. Anadolu'nun bir ilçesinde doğmuş büyümüş, babasından devraldığı şirketin başında çalışmaya devam ediyor.
Esrar ve alkol ile tanışması ergenlik dönemlerinde olmuş. Ortaokuldan sonra okulu bırakan Ahmet Bey arkadaş çevresi yüzünden esrar ve alkol kullanmaya başlamış. Bir süre sonra bu maddelerin bağımlısı haline gelen Ahmet Bey, günde 2 büyük rakı ve 50 adet esrar içer hale gelmiş. Kendisi o günleri şöyle anlatmaktaydı.
"Sabah uyanır uyanmaz ilk yaptığım şey bir rakı şişesi açmak ve hemen ard arda 5 adet esrar içmekti."
Babasının işleri ile ilgilenmeyen, şirkete uğramayan Ahmet Bey bütün gününü uyuşturucu ve alkol kullanmakla geçiriyordu.
Evlendikten sonra da bu maddeleri kullanmaya devam etti. Eve uğramıyor, sürekli kendisi gibi bağımlılarla madde kullanmaya devam ediyordu. Bu arada ufak tefek suçlara da karışmaktaydı.
Çocukları ile ilgilenmiyordu. Akşam eve sarhoş gelip çocuklarını uykudan uyandırıyor, saçma sapan bahanelerle onlara şiddet uyguluyordu.
Herkesin "alkol ve esrarı bırak, bak bu şekilde gidersen bir gün çok kötü şeylerle karşılaşacaksın" sözlerini kulak ardı etmekteydi.
Bu halde 45 yaşına kadar geldi. Evin geçimi tamamen babası üzerinden sağlanıyordu.
45 yaşında karın ağrısı sebebiyle gittiği doktorun "esrarı ve alkolü bırakmazsan siroz olacaksın" sözü üzerine İstanbul AMATEM'de tedavi olmaya karar verdi. 1 hafta AMATEM'de yatarak tedavi oldu. bu yatış sırasında adsız alkolikler denen grupla tanıştı. Bu grup sayesinde bağımlılığın kendi hayatına nasıl etki ettiğini, yine kendisi gibi olanların insanların hayatlarını sorgulayarak anladı.
"3 yıl boyunca her perşembe otobüse binip istanbul'a terapiye gittim. cuma gecesi geri döndüm. haftada 2000 km otobüs yolculuğu yaptım ama hiç yılmadım"
Kendisi şu anda 18 yıldır ayık. Hala AMATEM'de terapilere devam ediyor. Aynı zamanda bulunduğu ilçede Adsız Alkolikler derneğinin başkanlığını yapıp kendisi gibi bağımlılara yardım eli uzatmaya devam etmekte.
Alkol ve madde bağımlılığı ömür boyu tedavi gerektiren bir rahatsızlıktır. Bunun için önce maddeden kurtulmaya karar vermek sonrasında ise bununla savaşmak azmi göstermek gerekir. Bu örnek istenildiğinde neler başarıldığını, bağımlılık tedavisinin kişinin hem kendi yaşantısını hem de aile ilişkilerini nasıl düzene koyduğunu göstermesi açısından çok önemlidir.
Yazımı Ahmet Bey'in şu sözleri ile bitirmek istiyorum.
"18 yıldır bir şey kullanmıyorum ama hala bağımlıyım. Ölene kadar bağımlılığım devam edecek ve ölene kadar alkol ve maddeden kaçmaya devam edeceğim."

mmozkose@gmail.com

15 Ekim 2014 Çarşamba

BREZİLYA UYUŞTURUCU VE FUTBOL

UYUŞTURUCU, BREZİLYA VE FUTBOL
Bu hafta yazımda size biraz Brezilya'dan bahsetmek istiyorum. Brezilya'nın futbol endüstrisi ve uyuşturucu ile olan bağını anlatmaya çalışacağım.
Brezilya, hem yüzölçüm hem de nüfus olarak dünyanın en büyük ülkelerinden birisidir. Türkiye'nin yaklaşık 10 katı kadar toprağı ve 3 katı kadar nüfusa sahip bir ülke Brezilya. Bu kadar geniş topraklarda yüzlerce etnik kökenli insan bir arada yaşamakta.
Peki uyuşturucu ile futbolun ne gibi bağlantısı var?
Brezilya dünyanın en çok uyuşturucu kullanılan ülkelerin başında gelmektedir. İnanılmaz derecede fakirlik içinde yaşayan ve favela denen şehrin gecekondularında uyuşturucu kullanmak ve bağımlılık sıradan bir olaydır.
Brezilya'da taraftarlık olgusu da ülkemizden farklılıklar içerir. Türkiye'de bir baba fenerbahçe taraftarı, çocuklarından biri galatasaraylı diğeri de beşiktaşlı olabilir. bu bizim ülkemizde yadırganan bir durum değildir. Brezilya'da böyle bir örneğe rastlamak çok zordur.  Bir çocuk doğduğunda hangi kulübün taraftarı olacağı bellidir. Ülkede taraftarlık olgusu fakirlik ve zenginlik hatta etnisite ile belirlenmekte ve bu kalıbın dışına çıkılmamaktadır. Örnek verirsek rio de jenerio kentinde zenginler Fluminense takımını, fakir dediğimiz Favela'da yaşayan insanlar Flamengo takımının taraftarı olurlar. Hiç bir Favela sakini Fluminense takımını desteklemez.
Kulüplerin gelir kaynakları da bu yüzden farklıdır. Flamengo kulübü fakirlerin desteklediği kulüp olduğundan dolayı gelir kaynakları sınırlıdır. Kulüp futbolcu arayışını bu Favela üzerinden sağlar.
Görevlendirilen bir kişi Favela'ya gider. Favela'da yaşları 5 ila 7 arasındaki çocuklardan yetenekli olanları seçer. Ailelerinden bu çocukları ister. Ailede zaten baba ya hapiste ya da öldürülmüş, anne uyuşturucu bağımlısı halde yaşamaktadır. Aile çocuğu seve seve verir. Çocuğun geleceğinin kurtulmasının belki de tek yolu budur.
Seçilen yetenekli çocuklar kulübün alt yapı tesislerine alınır. Onlara hem normal eğitim hem de teknik futbol eğitimi verilir. Ailelerine de gerekirse para ya da kulübün tesislerinin yakınların ev tahsis edilip onların da uyuşturucudan ve fakirlikten uzaklaşması sağlanır.
Çocuklar 15 yaşlarına geldiğinde brezilya'nın gelecek vadeden futbolcuları haline gelir. Kulüp, bu çocukları başka kulüplere satarak hem kulübün ihtiyacı olan para sağlanır, hem de kulübün ligde başarılı olması bu sayede sağlanmış olur.
Bu örnekle futbolcu olan en önemli kişi brezilya'lı Ronaldo'dur. Favela'da doğmuş büyümüş bir çocuk olan Ronaldo, şu anda brezilya'nın en ünlü ve zengin insanlarından biridir. Eğer bu model olmasaydı ronaldo belki de şu anda ya ölmüş ya da hapiste olacaktı.
Bir ülkenin uyuşturucu bağımlılığından ve fakirliğinden doğurduğu bir sanattır brezilya futbolu. Brezilya maçlarını seyrederken o insanların azmine, hırsına hayran olurken altta yatan bu uyuşturucu, kötü yaşam koşulları ve fakirlikten kurtulma azmi olduğunu göz ardı etmemek gerek diye düşünüyorum.

5 Ekim 2014 Pazar

ADSIZ ALKOLİKLER

Adsız Alkolikler

Adsız alkolikler, ingilizce olarak alcoholics anonymous (AA) adıyla Amerika Birleşik Devletlerinde 1936 yılında kurulmuş bir örgüt ya da bir diğer anlamda dernektir. Alkolizm ile mücadele etmek için kurulmuş ve alkolizm mücadelesinden başka hiç bir görevi ya da işlevi yoktur. İsminden de anlaşılacağı üzere dernek üyeleri isimlerini açık etmezler. Basın ya da kamuoyu ile asla isimlerini paylaşmazlar. Dernek tamamen gizlilik üzerine çalışmaktadır.

Belirttiğimiz gibi adsız alkolikler sadece alkolizm üzerine uğraşır. Başka hiç bir konu derneğin konusu ya da görevi değildir. Derneğe üye olmanın tek koşulu alkolik olmaktır. Sosyal içiciler ya da alkolizmden muzdarip olmayan kişiler derneğe üye olamaz ve toplantılara katılamazlar.

Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi her alkol kullanan alkolik değildir. Sosyal içicilik tamamen farklı bir olaydır. Alkolikler, hayatı alkol sebebiyle  kontrolün çıkmış  kişiler gönüllülük esasıyla toplantılara katılırlar.

Adsız alkoliklerin toplantılarında konuşulan tek konu alkol ve alkolizmdir. Din, siyaset ya da güncel sorunların toplantılarda konuşulması yasaktır. Alkol bağımlılığın konuşulduğu toplantılarda ve kendilerine ait 12 basamaklı programda çok fazla miktarda “Tanrı” kelimesi geçer fakat bu tanrı kavramı her alkoliğin kendi kafasında kurguladığı Tanrı figürüdür. Herkesin algıladığı Tanrı figürü farklıdır ve bu algılanan Tanrı figürü toplantılarda anlatılmaz.

Adsız alkolikler ülkemizde de faaliyette bulunmaktadırlar. Özellikle İstanbul gibi büyükşehirlerde düzenli olarak faaliyetlerine devam etmektedirler.

Adsız alkoliklerin uyguladıkları 12 basamaklı program şunlardır:

1- Alkole karşı güçsüz olduğumuzu ve yaşantımızın yönetilemez hal geldiğini kabul ettik.

2- Yalnız bizden üstün bir gücün akıl sağlığımızı geri getirebileceğine inandık.

3- İrademizi ve hayatımızı algıladığımız anlamdaki Tanrı'ya teslim etmeye karar verdik.

4- Geçmişimizin ahlaki bir dökümünü araştırıcı ve korkusuz bir bakışla yaptık.

5- Kusurlarımızı açık bir dille Tanrı'ya, kendimize ve bir başkasına ifade ettik.

6- Tanrı'nın bu kişilik bozukluklarını düzeltmesi için tüm benliğimizle hazırlandık.

7- Tanrı'dan eksikliklerimizin gidermesini alçakgönüllülükle diledik.

8- Zarar verdiğimiz insanların listesini çıkarttık ve hatalarımızı düzeltmeye istekli hale geldik.

9- Daha önce zararımız dokunan kişilerden, onları ve başkalarını rahatsız etmeyeceğimizden emin olduğumuz zaman, doğrudan özür diledik ve hatalarımızı telafi ettik.

10 – Kişisel dökümümüzü yapmaya devam ettik ve hatalı olduğumuz zamanlar bunu derhal ifade ettik.

11 – Dua ve meditasyon yoluyla algıladığımız anlamdaki Tanrı ile bilinçli bağlantımızı geliştirmeye devam ettik. O'nun bizlere uygun gördüğü şeyleri anlamak, bunları yerine getirebilmek ve gerekli gücü vermesi amacıyla dua ettik.

12 – Bu basamakların sonucu olarak, ruhsal bir uyanışla, bu mesajı alkoliklere taşımaya ve bu ilkeleri tüm işlerimizde uygulamaya çalıştık.

Son olarak yazımı adsız alkoliklerin toplantı sonrası yaptıkları dua ile bitirmek istiyorum.

“Tanrım, değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmem için huzur, değiştirebileceklerim için cesaret ve aralarındaki farkı kavrayabilmem için akıl ihsan eyle”